“`html
Melike Abasıyanık Kurtiç, seramik ve resim sanatını benzersiz bir biçimde yeniden yorumlayarak Kayada Büyüdüm Ben adlı kapsamlı sergisiyle İstanbul’da sanatseverlerle buluşuyor. Galerist ve Galeri Nev iş birliğiyle gerçekleştirilen bu etkinlik, Kale Tasarım ve Sanat Merkezi’nin desteğiyle hayata geçiriliyor. Kurtiç’in yanı sıra uluslararası üne sahip sanatçıların eserleri de sergide yer alıyor. Toplamda 12 sanatçının eserlerinin sergilendiği bu etkinlik, yaklaşık 90 eseri bir araya getiriyor. Erimtan Arkeoloji ve Sanat Müzesi’nde açılışı yapılan bu sergi, Kurtiç’in yaratıcı ve bağımsız kimliğinin ön plana çıktığı özel bir nokta olarak dikkat çekiyor.

Melike Abasıyanık Kurtiç
Erimtan Arkeoloji ve Sanat Müzesi’nde izleyiciyle buluşan Melike Abasıyanık Kurtiç’in sergisi, Kale Tasarım ve Sanat Merkezi’nin destekleriyle Deniz Artun’un öncülüğündeki Galeri Nev tarafından düzenleniyor. Bu sergi, Kurtiç’in eserlerini 10’dan fazla sanatçının eserleriyle bir araya getirirken, 90’a yakın çalışma ile sergiye katılmaları sağlanıyor. Kayada Büyüdüm Ben adıyla 21 Şubat’a kadar ziyarete açık olan sergi, iki kurumun Kurtiç’in kültürel mirasına bir saygı duruşu niteliği taşıyor. Sergi kadrosunda, Melike Abasıyanık Kurtiç’e eşlik eden sanatçılar arasında Deniz Aktaş, Ece Bal, Gökhun Baltacı, İlhan Berk, Zeynep Kayan, Thiago Rocha Pitta, Anıl Saldıran, Johanna Seidel, Elif Uras, Burcu Yağcıoğlu ve Masao Yamamoto yer alıyor.

“Tepeler”den Koridora
Serginin ruhsal atmosferini oluşturan Elif Uras’ın Tepeler adlı serisi, izleyiciyi Kurtiç’in dünyasına davet ediyor. Uras’ın seramikten, sıraltı boyalardan ve altın yaldızdan oluşan 11 parçalık soyut eserleri, serginin görsel ritmini belirliyor. Bu eserler, insan ruhuna derin bir iyot hissiyle dolu bir atmosfer sunarak, serginin merkezinde yer alan Kurtiç’e saygı duruşunda bulunuyor. İzleyiciyi karşılayan, zamansız bir Kurtiç soyutlaması, sanatçının derin bir tutkuyla bağlandığı deniz kestanelerine adanmış ilk çağrışımını içeriyor. Kahverengi, sarı, mavi ve beyazın bir araya geldiği bu çalışma, serginin görsel bütünlüğü için güçlü bir önsöz sağlıyor.

Kurtiç’in denizden ilham aldığı bu sergide, ziyaretçileri karşılayan uzun ve etkileyici koridorda İlhan Berk’in enerjisi ortaya çıkıyor. Şair-ressam Berk, insanlığın tarih öncesi duvar resimlerinden etkilenerek dışavurumcu bir anlayışla, kadın ve deniz arasındaki kadim bağı derinlemesine ele alıyor. Çizgileri izleyiciye sıcak ama mesafeli bir yaklaşımla sunarken, etkileyici bir atmosfer yaratıyor.

Zaten Berk’in ilham dolu izlerinden sonra Kurtiç, deniz kestanelerinin göz alıcılığını izleyiciye sunarak yeni bir derinlik açıyor.
Dalga Dalga Açılan Bir Başlangıç
Kayada Büyüdüm Ben, sürprizlerle dolu bir çağdaş müzik eserine benzer şekilde açılıyor. İlk salona doğru ilerlerken, serginin etkileyici görsel atmosferi izleyiciyi daha da derin bir estetiğin içine çekiyor. Kurtiç’in temelini deniz florasından aldığı, deniz kestanelerinin ön planda olduğu yaklaşık 40 adet “öte” formlar arasında, kâğıt üzerine suluboya, karakalem ve çeşitli tekniklerle yapılmış yaratıcı eserler göz dolduruyor.
Denizin ilhamıyla ortaya çıkan bu imge akışında, Ece Bal’ın soyutlamaları da Kurtiç’in çalışmalarına eşlik ederek deneyimin derinleştirilmesine yardımcı oluyor.
Bu zenginlik, İlhan Berk’in kadın figürleri ile Johanna Seidel’in deniz yıldızı hissi uyandıran O Sonsuz An adlı etkileyici eserinin birleşimiyle daha da kuvvetleniyor.

Berk denildiğinde; bereket, melankoli, gizlilik gibi birçok duygunun bir araya geldiği bir etki alanından bahsediyoruz. Bu serginin en derin duygusal unsurlarından bir kısmı, yine şair Berk’in ifade ettiği duygu yoğunluğuyla ilgili bulunuyor. Sergiden topladığımız bu duygusal değerlerden biri —daha doğrusu beşincisi— Berk bize şunları fısıldıyor: Kayada / Büyüdüm ben / gölgeni düşür / bana.
Galerist’in ziyaretçiyi sürprizlerle dolu bir deneyim yaşatan sergisinde, özellikle dikkat çekici bir soyutlaması, camaltında sunulan Gökhun Baltacı’ya ait eserlerdir.
Johanna Seidel’in sanat tarihi ve psikanalitik bağlamda geliştirdiği kadın portresinin şatafatı, serginin yoğun renk paletini pekiştiriyor. Bu yoğun yapı, Krutic’in seramik çalışmalarındaki özverili yaklaşımla daha da vurgulanıyor; Deniz Aktaş’ın Meçhul Bitkiler adlı eserleri de bu zengin tablonun bir parçası olarak öne çıkıyor.
Yineleme, Karşılaşma ve Sessiz Hareket
Serginin diğer duvarında, Kurtiç’in “güneş seansları”, izleyiciyi zaman ve mekanın değişkenliği üzerinde düşündüren bir sorgulama şekli sunuyor. Bu bağlamda, Kurtiç’in etkileyici seramik formları, serginin duygusal derinliğini artırıyor.
Deniz Artun, sergiyi şu sözlerle değerlendiriyor:
“Sergideki eserler, hiyerarşik bir yapı kurmak yerine, kendi dilini koruyan bağımsız bir etkileşim alanı oluşturuyor. Bu etkileşimler, diğer sanatçıların eserleri ile Melike Abasıyanık Kurtiç’in çalışmalarındaki tekrarlılık ve döngüsellik fikrini ilişkilendiriyor; bu da her bir eserin dinamik bir yapı kurarak düşünme alanını genişlettiğini gösteriyor.”
Masao Yamamoto, Burcu Yağcıoğlu ve Anıl Saldıran gibi sanatçılar, ince işçilikle oluşturulmuş soyutlamalarıyla sürekli yeni keşifler sunuyor. Bu çok yönlü etkileşim, Kurtiç ile uzun bir zaman diliminde özdeşleşen bağımsız yaratıcı yapıları aynı çatı altında topluyor.
Ziyaretçi, Melike Abasıyanık Kurtiç’in doğaya ve kadınsı evrene olan duyarlılığını, çevresindeki diğer eserlerle birlikte hissedebilmekte ve bu durum, doğanın ve sanatın bir araya geldiği derin bir estetik deneyim sunmaktadır.
“`