Danıştay, Adnan Menderes’in yakınları için verdiği tarihi kararla idam cezasına çarptırılan tüm mahkumların ailelerine manevi tazminat hakkı tanımış oldu. Karar, idam uygulamalarının, uygulanma dönemindeki yasalara göre meşru olsa bile insan haklarına aykırı olduğu ve devletin tazminat ödeme yükümlülüğünü doğurduğunu belirtiyor. 27 Mayıs 1960 askeri darbesi sonrası devlet, mağdurlarla yüzleşmek ve zararlarını karşılamak amacıyla 2020 yılında adımlar atmaya başladı. 7248 sayılı yasa ile, Yüksek Adalet Divanı’nın kararlarının adli sicil ve arşivlerden silinmesi ve hakkında soruşturma yürütülen kişilerin zararlarının tazmin edilmesine olanak sağlandı. Adalet Bakanlığı bünyesinde, 27 Mayıs 1960 Darbe Mağdurlarının Zararlarını Tazmin Etmek için bir komisyon kuruldu. Bu komisyon, idam edilen Adnan Menderes’in torunu Prof. Dr. Adnan Menderes ve annesi Münevver Menderes de dahil olmak üzere toplam 370 kişiye manevi tazminat ödemesi gerçekleştirdi.
2021 yılında, Menderes’in varislerine 1.250.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verildi. Torun Menderes’e 442.708 TL, annesine ise 78.125 TL ödeme yapılması belirlendi. Ancak, anne-oğul Menderesler bu tazminatın yetersiz olduğunu düşünerek itiraz ettiler. Komisyon 2022 yılında tazminatı 5.000.000 TL’ye yükseltti; torun Menderes’e 1.770.833 TL, annesine ise 312.500 TL ödenmesine karar verildi. Ancak Menderes ailesi, manevi tazminatın azlığı ve maddi tazminatın reddi nedeniyle konuyu Danıştay’a taşıdı. Danıştay 10. Dairesi, 4 Aralık 2025’te Menderes ailesinin talebini kısmen kabul etti. Torun Menderes’e, önceki 1.770.833 TL’ye ilave olarak 34.000.000 TL daha tazminat ödenmesine hükmedildi. Toplamda, faiziyle birlikte 58.773.424 TL’lik bir ödeme yapılacak. Anne içinse, 312.000 TL’ye ek olarak 6.000.000 TL manevi tazminat belirlendi ve toplamda faiziyle birlikte 10.371.780 TL ödenmesi kararlaştırıldı.
Kararda, idam cezasının 2004 yılında mevzuattan çıkarıldığı ve artık meşru bir ceza olarak kabul edilmediği vurgulanıyor. Yaşam hakkının mutlak bir hak olduğu belirtilirken, günümüzde insan hakları çerçevesinde idam cezasının yaşam hakkının ihlali olarak değerlendirildiği ifade edilmektedir. “O dönemde mahkemenin iç hukuka uygun olarak idam kararı vermesi, bu kararın insan haklarına uygun olduğu anlamına gelmez” denilmektedir. İdam cezasının yasal olarak uygulanmış olmasının, meşruiyet sağlamadığı ve günümüzde kabul edilebilir bir yaptırım olarak görülmediği vurgulanıyor.
Kararda ayrıca, yaşam hakkının ihlali ile sonuçlanan idam cezasının, sadece idam edilen kişiyi değil, aynı zamanda yakınlarının onurunu da zedeleyen bir durum olduğuna dikkat çekiliyor. İdam cezasının geçmişte var olması ve hukuka uygun olarak infaz edilmesi, devletin manevi tazminat yükümlülüğünü ortadan kaldırmamakta; bu cezanın telafisinin imkansız olduğu belirtilmektedir. Adnan Menderes’in, 27 Mayıs 1960 askeri darbesi sonrası adil yargılanma hakkı ihlal edilerek idama mahkum edildiği ve bu durumun bireysel ve toplumsal mağduriyetlere yol açtığı ifade edilmektedir.