13 Mayıs 2014 tarihinde Türkiye’nin tarihindeki en büyük işçi katliamlarından biri olarak kayıtlara geçen Soma faciasının üzerinden 12 yıl geçmesine rağmen, acılar ve adalet arayışı sürüyor. Eynez maden ocağında meydana gelen trajedide 301 madenci hayatını kaybetti. Bu olayda oğlu Uğur Çolak’ı kaybeden İsmail Çolak, yaşadığı acının yanı sıra, maden işçiliği sisteminin değişmediğini vurguluyor.
Soma, sadece bir yerleşim yeri olmaktan öte, Ermenek, Amasra ve İliç gibi felaketler ile anılan bir şehir haline geldi. 2014 yılında Eynez kömür madeninde meydana gelen facia, bir yangın ve altyapı eksikliklerinin yol açtığı acı bir tablo ile sonuçlandı. Yer altındaki galerilerde hızla yayılan karbonmonoksit gazı, madencilerin nefes almasını engelleyerek, yüzlerce işçinin ölümüne sebep oldu. Yetersiz havalandırma sistemleri ve dar kaçış yolları, facianın boyutunu artıran unsurlardı.
Faciaya neden olan şirketin ihmal ettiği güvenlik önlemleri ise olayın trajedisini daha da derinleştirdi. Gaz maskelerinin bozuk olması, karbonmonoksit sensörlerinin çalışmaması ve işçilerin aşırı üretim baskısı altında çalıştırılması gibi faktörler, adalet arayışını zorlaştırdı. Yıllar süren davalarda sorumlular, kamuoyunu tatmin etmeyen cezalarla karşılaştı ve infaz düzenlemeleri sayesinde hızla serbest kaldılar. Geride kalan aileler, adalet bekleyişinde yalnız bırakıldı.
İsmail Çolak, faciada oğlunu kaybeden bir baba olarak yaşadığı acıyı ve devam eden sömürü düzenini dile getiriyor. Kendisi, 26 yaşındaki oğlu Uğur’un kaybı ile birlikte yüzlerce parçalanmış hayatın ardında yatan acıları anlatıyor. Çolak, beş yaşındaki torunu Ulaş Ege ile iki buçuk yaşındaki torunu İsmail Ayaz’ın yetim kaldığını belirterek, Soma’da toplamda 400’den fazla çocuğun babasız kaldığını ifade ediyor. “Bizim mücadelemiz, binlerce işçinin çocuklarının aynı kaderi yaşamaması içindir,” diyor.
İsmail Çolak, aynı zamanda Soma 301 Madenciler Derneği’nin başkanı olarak, facianın ardından yaşananları ve özelleştirme politikalarının zararlarını dile getiriyor. Kamu işletmelerinin özelleştirilmesi sonucu, yöre halkının madende çalışmaya zorlandığını belirtiyor. “Tarım ve hayvancılık bitti. Oğlum çaresiz kaldı ve madende çalışmaya mecbur oldu,” diyor.
Zaman geçse de, kâr hırsının maden işçilerini sömürmeye devam ettiğini belirten Çolak, Polat maden ve Doruk maden işçilerinin özlük hakları için gerçekleştirdikleri eylemleri örnek gösteriyor. “Sermaye değişmedi; daha da fazla kâr elde etme peşindeler,” diyerek devam eden mücadeleye dikkat çekiyor.